Koreliler asosyal mi?

Öyle bir başlık attığıma bakmayın. Çok çalışkan ve iş kolik yakıştırması yapılan bir milletten bahsederken yazıya dikkatinizi çeksin diye kullandım. Kore’ye geldiğimde de ilk duyduğum şeylerden biriydi. Kore’de yoğun ve stresli bir iş temposu var ve hayat çok hızlı. Hayatın hızlı olduğunu insanların metrolara, otobüslere hatta ışıklardan karşı geçerken bir koşuşturma içerisinde gitmelerinden fark edebilirsiniz. Ne aceleniz var diyesiniz gelir ama daha sonraları, bu koşuşturmanın en anlam ifade ettiğini, gerçekten zamanın onlar için nakit para kadar değerli olduğu kanaatine varıyorsunuz. Bize ait bir atasözü de olsa “vakit nakittir” sözünün ete kemiğe bürünmüş haline burada şahit oluyorsunuz.

 

1960’larda savaştan yeni çıkmış, eğitimden teknolojisine hayata sıfırdan başlayan ülkeyi kalkındırmak için çok çalışma gerekliydi. Çok çalıştılar, mazeret üretmediler, teknoloji ürettiler. Bir mucizeyi gerçekleştirdiler  ve 60 yılda ülkeyi dünyanın en iyi 11.ekonomisine sahip parmakla gösterilen bir ülke seviyesine getirdiler. Ülkenin hızla kalkınması için bir iki nesil üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Üçüncü nesil ise öncekilerin özveri, gayret ve fedakârlıklarına teşekkür etmekle beraber,  zamanı daha verimli kullanma, aile ve sosyal hayatı da ihmal etmeme adına çalışma saatlerinde bir takım düzenlemelere gitme gereği duyuyor. İlk zamanlara öyle gerekliydi günümüzde daha az zamanda daha verimli çalışabilir düşüncesi yaygın. Haksız da değiller. Analarının koyduğu adla yaşamıyorlar, değişime ve global dünyanın şartlarına göre gelişmelere de açıklar.

 

Bizde mesai akşam beş dedi mi biter ama Kore’de resmi kurumlarda mesai bitiş saati altıdır. Eskiden Kore’de cumartesi günleri de yarım gün çalışma zorunluluğu varmış. Allah’tan o kalktı diyorlar. Özel şirketlerde de çıkış saati altıdır ama patron veya bir üstün çıkmadan çıkmama anlayışı var. Öyle olunca da mesai bitiş saati belirsiz olmakla beraber gereksiz yere uzuyor da uzuyor. Aslında tam da bu anlamsız ve verimsiz uzamayı aşmaya çalışıyorlar. Bunu da birilerinin keyfine veya inisiyatifine gerek kalmadan yasal bir düzenlemeyle çözme çabasındalar. Haftalık en fazla 52 saat çalışma yasa değişikliği geçen yıl çıktı ve üç yüzden fazla çalışanı olan işletmeler için  1 Temmuz 2018’den itibaren yasa uygulanmaya  başladı. Tüm çalışanlar içinse 1 Ocak 2019’dan itibaren zorunlu olacak.

 

Gelelim yasanın uygulanabilirliğine veya yasayla beraber sosyal hayata etkilerine. Bir kültür haline gelmiş çok çalışma sistemini bir kalemde değiştirmek zor. Bir yıl önce bu kanunun yasalaşma sürecinde sürekli irtibatta olduğum Koreli Türkçe öğrenen iş dünyasından kişilere sorduğumda; hayli zaman alacağı, geçiş sürecinin sıkıntılı olacağı, bazı patronların evde tamamlanması için  iş vereceği, fazla mesaiye kalmaya zorlamaların olacağı veya mesai ücretinde kesmeler gibi bazı problemleri de beraberinde  getireceği yönünde yorumlar alıyordum.

 

Yasanın hayata uygulanabilirliği durum değerlendirmesi yapmak için henüz erken de olsa yaklaşık 2 ayı geride bıraktı. Konuyu açtığımdan samimi ifadelerini esirgemeyen Koreli dostlarımın kendi kanaatlerini isim vermeden aktarmaya çalışayım. Her gün halkın içerisinde olunca Kore’yi anlamak ve sosyal hayatı tarif daha kolay oluyor.

Büyük bir şirket ofis çalışanı iki aydır haftalık azami 52 saat çalışma haftası sisteminin tadını çıkarıyormuş.  Saat 18.00’de sistem otomatik olarak kapanıyor ve  elindeki iş yarım da olsa eve gittiğini söylüyor.  Yasadan önce nasıldı dediğimde  ” Saat 6’da  ofisten çıkmanın mümkünü yoktu. Bazen saat 7’de çıktığım günler olursa o da benim için büyük lütuftu. Yeni yasayla birlikte,  saat 18: 00’de işten çıkıp eve gidiyorum ve spor yapıyorum, koşuyorum ya da bir veya evde ailece bir  film izlemeye vaktim kalıyor, “dedi.

Bir başka çalışan diyor ki;”Saat 6.00 dedi mi işten çıkmak zordu, yöneticilerime artık işim bitti eve gitmem gerektiğini söylediğimde, dakikanın hesabını yaptığımı düşünüyorlar ve çıksam da kendimi çok rahat hissetmiyordum. Ama şimdi, herkes erkenden çıkabiliyor,  herkes kendini rahat hissediyor ve kimseye de bir minneti yok. Çünkü yasayla verilmiş doğal bir hak.”

Başka bir öğrencim:” Yeni sistem, insanların yaşamlarını birçok yönden değiştirdi. İnsanlar artık öğleden önce daha verimli ve daha yoğun çalışmaya başladılar. Son anda bir iş çıkarır mı endişesi taşımadan işlerini son saatlere bırakmıyor.”

Evlenme ve para biriktirme düşüncesinde olan bir öğrencim de: “6.00’dan sonra mesaiye kalınca daha fazla ödeme yapacaklarsa kalalım ama sekize kadar çalıştırıp ekstra mesai parası vermezseniz kimse geç saatlere kadar çalışmak istemez.”

Hayata yeni atılmış gençlerin bu düşüncesinin aksine evli ve 40-50’li yaşlardaki çalışanlar, çocuklarıyla ve aileleriyle daha fazla zaman geçireceklerini ve bunun da çok gerekli olduğunu söylüyorlar. İki çocuğu olan bir baba: “Eşim ev işlerine ve çocuklara daha önce yalnız başına bakıyordu. Ben işten geldiğimde çok geç oluyordu. Bu durum eşim için çok zordu ama şimdi ona yardım etmek için erken eve gidebilir ve çocuklarımla zaman geçirebilirim” diyor.

Olayın başka boyutu da mesainin kısalmasıyla insanlar hafta içi akşamları alışverişe daha fazla vakit ayırdıkları görülmüş. Seul’daki büyük bir mağazanın ifadesine göre geçen ayın hafta içi saat 6.00’dan sonraki  satışları sonra bir ay öncesine göre %8,6 artmış.

Tabii ki yasanın bazı dezavantajı da oldu. Eğer çalışanlar, o güne yetişmeyen  işlerini zamanında bitirmez ve evde tamamlaması gerektiği durumlarda fazla mesai ücreti alamaz. Fazla mesai için gönüllü olarak çalışıp şirket iki katı para alma dönemi de kapanmış oldu. Yasayla 52 saatten sonra ekstra mesaiye kalmak veya çalışana ödeme yapmak da yasaklanmış.  Bu asgari ücretli ve dar gelirliler için iyi bir şey olmadı.

Mesele az çok anlaşılmıştır. Neyse efendim yine yazıyı uzatmadan noktalayalım. Yazının başlığına direkt cevap vermeyelim ama şu kadarı söylemeden de geçmeyelim. Çok çalıştıkları kadar çok gezen bir millet. Çoluğa çocuğa toruna yatırım demeden seyahat için harcama yapıyorlar. Artık her şey iş ve para değil biraz d sosyal hayatın içerisinde olalım. Huzurla dinlenelim diyorlar.